istanbul masöz olipsbet betadonis giriş

Pınar Çekirge “Yarım Asır…”

Pınar Çekirge “Yarım Asır…”
19 Nisan 1974  Cuma akşamı, İstanbul  Hilton Oteli Balo Salonu’nda çekilmiş bu siyah beyaz fotoğraf, hiç kuşkusuz, tüm zamanlarımın en güzel anılarından biridir.
O dönemin gözde okullarından Özel Eseniş Lisesi’nin geleneksel mezuniyet yemeği töreni için, henüz orta ikinci sınıf öğrencisi olsam da, balo salonunda yerimi almıştım.
Filiz Akın’a olan sevgim, hayranlığım zaten biliniyordu.Okuldaki dolabımın iç kapağı Filiz Akın fotoğraflarıyla doluydu, düşünün kitap defterlerimin arasında mutlaka Filiz Akın’a ait bir kart postal veya bir film lobisi bulunurdu.
Canan Öğretmen masamıza gelip, usulca ” Arkana dön, bak kim var orada,” dedi…gerçek ve düş, gerçek ve gerçeküstü birbirine karışmış olmalıydı.
Sadece bir ışık gördüm…gözlerimi kamaştıran bir ışık hüzmesi içinde o…Filiz Akın.
O kadar heyecanlanmıştım ki, titriyordum resmen.”Beauty and the Beast” durumları diyelim.
Bu fotoğraf nasıl ve ne şartlarda çekildi, hatırlamıyorum bile.
Bugün 19 Nisan…aradan geçen seneler mi, sanki daha dün gibi.
Yıllar ve yıllar evvel Tülay Bilginer bir yazıma ” Hayatın Duvarına Asılı Fotoğraflar Vardır ” başlığını ilave etmişti.
Hayatımın başrolünde sadece ve her zaman Filiz Akın vardı…ve bu fotoğraf, hayat albümümün hemen her sayfasında yer almıştı.
Şimdi, aradan geçen yarım yüz yıla rağmen…
Tülay Bilginer dedim de, 21 Nisan 2021′ de aramızdan ayrılmıştı.Çok değerl bir gazeteci ve edebiyat insanıydı.” Başrolde Filiz Akın ” ( 2007) adlı kitabının ön söz bölümü için kaleme aldığı yazıyla, kendisini bir kez daha anmak istiyorum :

Pınar Çekirge’yi çok severim… 

 

İnsan olarak da, yazar olarak da severim.

 

Onunla konuşmayı, yazışmayı, kitaplarını okumayı, içimin gölgelerinden sıyrılarak, mutlanarak severim. 

 

Satırlarından bir çiçek bırakır size, bir övgü, ödül gibi gelir oturur yüreğinize, bir sözüyle gülümsersiniz, ruhunuz gençleşir, bir paragrafta hücreleriniz yenilenir, sizi anlatırken… Tevazusu mendil sallar size, öz güveni ise, yazılarından, size geçer, saygınız, hayranlığınız büyür. 

 

Hani aşk abartmaktır ya… Koşulsuz sevmek, içinizde mucize yıldızları ışıldamasıdır ya… Pınar sevdi mi öyle sever, tutkuyla… Sevdiğini anarak, fotoğraflarına bakarak, unutmayarak, heyecanını kaybetmeden, yazarak sever… Sevda yüklü kelimeleri, yüreğinden cömertce akıtarak yazdığı cümlelerinde, büyürsünüz, güzelleşirsiniz, ebedi genç kalırsınız, erişilmezsinizdir hatta ve bunu çok seversiniz… 

Sahiplenirsiniz yazdıklarını, kendinizi Pınar’ın cümleleri gibi hatırlamak istersiniz, yaşadım ben bunu… Sonrasının fitilidir bu bir yazar, bir sanatçı için; asla onun cümlelerinin altına düşmek istemezsiniz, şevkiniz, şavkınız olur. Biriktirirsiniz kendinizi, “sahici”lersiniz, onun anlattığı gibi. Yaratıcılık bazen kahırla, bazen acıyla, bazen sevdayla; çoğu kez de övgüyle beslenir çünkü.

 

Pınar Çekirge’nin anı yüklü, sevda yüklü, vefa yüklü romantizminin, mum ışığında şarap tadındaki, lezzetli yazılarını severim… Bu lezzet asla tek başına değildir; büyük emek vardır, içinde bilgi, belge, fotoğraf, röportaj ve yaşanmışlık yüklü, kocaman bir gemi gibidir, kitaplarının, röportajlarının, yorumlarının, kutlamalarının denizlerine yol alır. Beni de yazsa diye içinizden geçirirsiniz; sizi bu kadar iyi anlatan ve kendi duygularını yıldız gibi üzerine serpen bir yazarın kalemine hayatınız dolansın istersiniz… Bir sanatçı için, Pınar Çekirge’nin kaleminden süzülmek, mertebe gibidir…

Pınar Çekirge’nin İstanbul beyefendiliğini, nezaketini, zarafetini, şıklığını, dostluğunu, arkadaşlığını da çok severim… Anıları biriktirişini, anılarda yaşayışını; geçmişi, bu günle kucaklaştırmasına, bayılırım… 

 

Nostalji onun için bir devinimdir, bir gömülüş değil; akar günlere, köpüğü kalmaz geriye, satırlarında özünü saklar. Kimi yazarsa yazsın, sevdalıdır ona, zaten sevmediğini yazmaz, satırları ilk öpücük gibi, ilk gün heyecanıyla yazılır, sevdası hiç eskimez, hep sürer, sevgilidir o… Cümleleri, ilk dokunuş sanırsınız, geçmiş bu gün kadar tazelenir Pınar’ın satırlarında, nefes alır, heyecan yüklüdür. 

 

Pınar Çekirge’nin yazdıklarını severim… 

 

Kendi vefasızlıklarımıza, unutmalarımıza, çocukluğumuza, hayranlıklarımıza döndürür bizi, bize bizi hatırlatır… Küçük ayrıntılardan, büyük tanıklıklar yaşatır… Başkalarının bilmediğimiz gerçek hikâyeleri hafızalarımıza geçer, kendimiz yaşamışız, tanık olmuşuz gibi… 

 

Anılarımızı zenginleştirir çünkü, bahçe sinemalarımızı, çocukluk aşklarımızın yaşandığı şarkıları, o titreyen dudakları, masum gözyaşlarını, genç kızlığımızı, bakıştığımız kırmızı kazaklı delikanlıyı, masumiyetimizi bize tekrar bahşeder… Ruh coğrafyamızın sınırlarını genişletir. 

 

Ben Filiz Akın’ı severim… Ama Pınar Çekirge’nin Filiz Akını’nı çok daha fazla sevdim. .O artık sadece benim ilk gençlik romantizminin kahramanı, gazeteciliğimden gelen tanışıklığımın röportaj yıldızı, Yeşilçam filmlerinin çocuksu yüzü değil… İğne oyası gibi işlenmiş, inci tanesi gibi zarif ve çok güzel bir yüz; bir film kahramanı, duvarlardaki bir poster, Pınar Çekirge’nin usta kalemiyle, ruh hafızama ve belleğime yeniden kazındı… Hayat onu da çok biriktirmiş…

 

Pınar, altı yaşında tutkuyla sevdalandığı bu güzel kadını, neredeyse yarım asra yaklaşan bir aşkla, yürek heyecanıyla öyle bir anlatmış ki… Kitabı okuduğunuzda, kalbinizin sevgi kadehlerinin çeperlerinden, yazarın sevdasından imbiklenen duygularla, mücadeleci Filiz Akın’la buluşacaksınız… Bir kadından, bin kadın yaratmış, sevda yüklü, yenilmez bir kadın bulacaksınız…”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir